- Aynı ailede birden fazla kişide kanser görülmesi
- Ailede 35 yaşından önce ortaya çıkan kanser vakaları
- Ailede iki taraflı kanser gelişimi (her iki memede, her iki böbrekte veya her iki yumurtalıkta kanser gelişmesi )
- Aynı kişide birden fazla farklı kanser türünün bulunması
- Adrenal korteks kanseri gibi nadir görülen tümörlerin saptanması
Bu bulguların varlığında genetik değerlendirme, gerekirse ileri tarama testleri ve tarama programlarının erkene çekilmesi öneriliyor. Her aile öyküsü gerçek bir kalıtsal sendromun belirtisi olmayabilirTıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Kuzhan, bazen aile öyküsünün yanıltıcı olabileceğine, başka bir deyişle sık kanser görülen bazı ailelerde kanser nedeninin ailedeki genetik yatkınlık değil, rastlantısal mutasyonlar veya çevresel nedenler olabileceğine dikkat çekiyor. Örneğin, asbest maruziyeti sonucu oluşan akciğer zarı kanseri (mezotelyoma) bir ailedeki, bir köydeki insanların çoğunda ortaya çıkabiliyor. Asbeste maruz kalan bireylere de mezotelyoma yönünden tarama öneriliyor. Dolayısıyla aile bireylerinin kalıtsal yatkınlığı kadar birlikte yaşadıkları çevrede karşı karşıya kaldıkları kanserojenler de ortak bir risk faktörü olabiliyor. Genetik danışmanlık çok önemli, ancak…Kalıtsal kanser sendromu tanısı koymak için ayrıntılı aile öyküsüyle birlikte genetik danışmanlık ve gerekli genetik testlerin yapılması gerekiyor. Kan, tükürük veya doku örneklerinde DNA analizi yapılarak BRCA1, BRCA2, MLH1, APC gibi kanserle ilişkili genlerde mutasyon taramasına başvuruluyor. “Ancak kalıtsal kanser sendromuna neden olan mutasyonların saptanması her zaman bu kişilerde kanser görüleceği anlamına gelmiyor” diye konuşan Prof. Dr. Okan Kuzhan, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ayrıca, aile öyküsünde sık kanser görülmeyen bir kişinin merakını gidermek için bu testleri yaptırması önerilmemektedir. Çünkü her mutasyon mutlaka kanser oluşacağı anlamına değil, kanser görülme riskinin arttığı anlamına gelmektedir. Genetik testler gereksiz yere yapıldığında kişinin kanser korkusu ortadan kalkmaz, pekiştirilmiş olur.” Hangi yaşta hangi tarama yapılmalı? Ailesel kanser riski taşıyan kişilerde tarama yaşı ve sıklığı kişiye özel olarak planlanıyor. Prof. Dr. Okan Kuzhan risk grubunda olan kişilerde en temel tarama yaklaşımını şöyle anlatıyor: Meme kanseri: Birinci derece akrabasında (anne, kız kardeş) hastalık öyküsü bulunan kadınlarda tarama genellikle 30–35 yaş aralığında başlıyor. Yıllık mamografi temel yöntemi oluştururken, bazı durumlarda meme manyetik rezonans (MR) da eklenebiliyor. Riskin yüksek olduğu kadınlarda klinik muayeneler daha sık aralıklarla planlanabiliyor. Kolon kanseri: Tarama genellikle en erken vaka yaşından 10 yıl önce veya en geç 40–45 yaş civarında başlatılıyor. Temel tarama yöntemi olan kolonoskopi risk durumuna göre 5 yılda bir tekrarlanıyor. Ailede 50 yaşın altında kolon kanseri tanısı varsa tarama daha erken yaşlara çekilebiliyor. Prostat kanseri: Babasında veya erkek kardeşinde prostat öyküsü olan erkeklerde tarama genellikle 40–45 yaşlarında başlıyor. Prostat spesifik antijen (PSA) testi ve rektal muayene ile yapılan kontroller çoğunlukla yılda bir kez tekrarlanıyor. Akciğer kanseri: Ailesinde akciğer kanseri bulunan ve risk faktörlerine sahip kişilerde tarama genellikle 50–55 yaş civarında düşük doz bilgisayarlı tomografiyle yapılıyor ve çoğunlukla yılda bir kez tekrarlanıyor.Mide kanseri: Aile öyküsü ve Helicobacter Pylori enfeksiyonu birlikte risk oluşturabiliyor. Bu durumda endoskopik tarama genellikle 40 yaş civarında veya ailedeki en erken tanıdan 10 yıl önce başlatılıyor ve risk düzeyine göre 2 ila 5 yılda bir tekrarlanabiliyor. Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

İlk yorumu sen yaz.